26 Kasım 2009

İYİ BAYRAMLAR...




HERŞEY SENDE GİZLİ


Yerin seni çektiği kadar ağırsın,

Kanatların çırpındığı kadar hafif..

Kalbinin attığı kadar canlısın,

Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...

Sevdiklerin kadar iyisin,

Nefret ettiklerin kadar kötü..

Ne renk olursa olsun kaşın gözün,

Karşındakinin gördüğüdür rengin..

Yaşadıklarını kâr sayma:

Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,

Sevdiğin kadardır ömrün..



Can Yücel




Yüreğimizdeki "aşk'ı" bulmak ve her adımda onu takip etmek dileğiyle, iyi bayramlar herkese...

12 Kasım 2009

Nazilli'den postam var...



Evet, en sonunda geldi. Üstelik, domatesin en güzel kokulusu, yeşilin en tazesiyle geldi. İpek Hanım Çiftliği'ni ben anlatmayayım, siz internet sitesini ziyaret edin. Ben şimdi sabah kahvaltısını taçlandıracak domateslerin hayaliyle gözlerimi kapıyorum. Bu arada ege otları (ebegümeci, ısırgan otu, pazı, ıspanak, iğnelik, pırasa) için yumurtalı bir tarif vermiş Pınar Hanım, en kısa zamanda otlarım yeşilliğini korurken deneyip, sonucu sizlerle paylaşacağım. Pınar Hanım'a haftalık ürünlerle ilgili bilgi sahibi olmak istediğinizi söylediğinizde, sizi bir e-posta grubuna yönlendiriyor. Böylece her hafta en tazesinden çiftlikte neler olduğunu öğrenebiliyorsunuz. Haritada çiftliğin Nazilli'deki yerini de işaretlemişler, yolunuz düşerse muhakkak uğrayın. Durum budur; şehrin gürültüsü, yok GDO, yok hormonlu ilaçlı derken karşıma çıktı İpek Hanım Çiftliği. Denedim, gördüm, domatesin kokusuyla mest oldum. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Zaten kendilerinden o kadar eminler ki, ödemeyi bile sipariş ettiğiniz ürünler geldikten sonra yapıyorsunuz. Aras Kargo ile kapınıza güzelce paketlenmiş bir koli teslim ediliyor. Öyle ki, şu meth ettiğim domatesleri tek tek gazete kağıdına sarmışlar. Zor sabrediyorum karışık tahıllı unumla yapacağım ekmekleri ve diğerlerini düşündükçe...

31 Ekim 2009

ÇİKOLATA ve KAHVE YAĞMURUN HÜZNÜNÜ ALIR


























Nedendir bilmem, küçüklüğümden beri yağmurlu havalarda pencerenin kenarına geçip sıcak bişeyler içesim vardır. Öyle hüzünlü, melankolik bir yapım yoktur aslında ama yağmur damlalarını severim işte. Hazır kuzumu uyutmuşken yaptım kahvemi, o da yetmedi aldım kahveli çikolata drajeleri (bunları yapan insanın ellerinden öpmek lazım: kahve ve çikolata bir arada ne uyum!) geçtim pencerenin yanına. Bilgisayarımın yeri her daim pencere yanı olmuştur. Gece gündüz farketmez, dışarıya bakmam lazım. Öğrenciyken saatlerce bilgisayar başında çizim yapardım. Sabaha karşı yattığım çok olmuştur. O zaman bile pencerem açık çalışır, arada gözlerimi ufka çevirip dinlendirirdim. Deneyin, gerçekten işe yarıyor.

Kocaman kocaman binaların arasında neyse ki yeşil birşeyler görüyoruz, yazık bize valla. Neymiş efendim büyük şehre alışmışız. Alıştığımız doğru; trafiğine, sesine, kalabalığına, yan kesicisine, hastalığına... Sessiz sakinlikte uzun süre durunca canımız sıkılır olmuş. Ben hiç öyle değilim, şöyle ağaçların altında kuşların sesiyle çalışabileceğim bir yerin hayalini kuruyorum. Yaşadığımız yerlerde hep yukarı doğru çıkmışız, toprağa tepeden bakıyoruz yani. Eh, bu kadar insanı bu şehir ancak yukarı büyürse kaldırabilir tabi.

Bir gün, hep daha fazlasının istenmediği bir dünya hayal ediyorum çikolata ve kahve eşliğinde.

29 Ekim 2009

EV YAPIMI DOĞAL YOĞURT!

Blog dünyasını sevmemin en önemli nedeni yalnız olmadığımı görmem. Meğer aynı şekilde hisseden ne çok insan varmış etrafımda. Selin Çağlayan'ın yazısıyla kafamdaki soru işaretleriyle birlikte uzun zamandır dile getirilmeyi bekleyen duygularım ayağa kalktı. Önce, tıpkı Selin gibi hamilelik dönemimde birşeyler beni sağdan soldan dürtmeye başladı. Kafamı çevirmeme, kulaklarımı kapamama rağmen o ses beynimde sürekli aynı şeyleri söyledi durdu. "Bu tempoda çalışmaya devam etmek istediğinden emin misin?"

Anne olmak ne demek? Öğrenilmeyen, yazılı çizili bir planı olmayan, yalnız kadınlara has doğal bir güdü annelik. Yani özümde sahip olduğum özelliklerle başarabilirim ben de anne olmayı diye düşündüm. Sorun şurada başlıyor; çocuğuna anne, eşine sevgili/aşık, evinde temiz, mutfağında leziz, kariyerinde başarılı bir kadın olmak mümkün müdür? Bu arada bölünmekten, çoğalmaktan, her yere yetişmekten kendine yetişemeyen bir kadın ortaya çıkmaz mı? Kısaca, bugün kadın olmak gerçekten bu kadar zor mu yoksa kendimize çok mu fazla rol biçiyoruz da yetişemeyince başkalarına ama aslında kendimize kızıyoruz?

Ben mayaladığım yoğurt tutunca sevinen bir kadınım. Bu durumumun anti-feminist olmakla bir ilgisi olduğunu da düşünmüyorum. Bebeğim olduktan sonra anladım ki, kadının varlığını bütünleyen ve onu güçlü kılan çoğu şeyi biz görmezden geliyoruz. Kadının doğasında olan narin ve hassas yapı ile erkeğin yüzyıllardır süren yuvasını koruma güdüsü günümüzde kadınlar tarafından tek taraflı birlikte yürütülmeye çalışılıyor. Başarıyorum diyen var mı bilmiyorum ama ben başaramıyorum. Fiziksel olarak kaldırabildiklerimin ötesinde ruhum yoruluyor. Mutlu ve huzurlu bir yuva, sizden her gün yeni birşeyler öğrenen yavrunuzun büyüdüğünü görmek ibenim sahip olmaktan müthiş bir haz duyduğum en güzel değerler.

Kadının çalışmasına kesinlikle karşı değilim, üretmeli ama önceliklerini de belirlemeli. Çünkü herşeyin mükemmel olmasını beklemek bizi çok yoruyor. Ben artık sakin olmak, bebeğimi büyütürken ona öğreteceklerime konsantre olmak, evdeyken işi, işteyken evi düşünmek istemiyorum. Ve hangi meslek olursa olsun, bence en önemli meslek çocuk yetiştirmek. Anne olarak gelecek nesilleri şekillendiren insanları biz büyüteceğiz. Belki de biz barışı ve sevmeyi doğru öğretirsek artık savaş olmayabilir. İşte bu duygularla kendimi hem çok güçlü hem de çaresiz hissediyorum. Annem daha ben hamileyken endişelenmememi, her doğan bebeğin büyüdüğünü söylemişti. Ama zaman hızla ilerliyor ve ben bebeğimin bir anını bile kaçırmak istemiyorum.

Evlendiğimden beri yoğurdumu annem yapıp bana getiriyordu. Artık annemden bu işi öğrenmem gerekiyordu anlayacağınız. Beni sevindiren yoğurdun yapımı oldukça basit, önemli nokta sütün sıcaklığı ve tencerenin sabit bir yerde kalması. Tencerede ısıttığınız sütün kesinlikle kaynar hatta sıcak olmaması gerekiyor. Hani çayınızı bardağa koyar da, sevdiğiniz bir arkadaşınızla lafa dalar sonra bir bakarsınız çayınız henüz soğumamış/ılınmıştır. Sütün, parmağınızın dayanabildiği bir sıcaklığa gelmesi gerekiyor yani.

Malzemeler
5 şişe günlük taze süt
1 kaşık yoğurt
1 battaniye

Tencereye boşaltılan sütler kaynatılarak bir miktar suyu buharlaştırılır. Yoğurdun mayalanacağı , tercihen çok ayak altında olmayan ve tencerenin oynatılmayacağı yüzeye battaniye açılır ve sıcak tencere battaniyenin üstüne konulur. Böylece tencerenin ısısı ile battaniye de ısınacak ve mayalama işlemi için uygun koşullar sağlanacaktır. Süt, parmağınızın dayanabildiği ısıya geldiği zaman ayrı bir yerde çırpılan yoğurt süte eklenir ve birkaç kez karıştırılarak tencerenin kapağı kapatılır. Battaniyeye iyice sarılan tencere 5-6 saat olduğu yerde bırakılır. Süt mayalandıktan sonra buzdolabına kaldırılır ve bi 4-5 saat daha geçmesi beklenir. Ardından ev yapımı doğal yoğurt hastalıktan korktuğumuz bu günlerde afiyetle bir güzel yenir. :)

22 Ekim 2009

Sütlü Kabak Çorbası

Uzun zamandır biriktirdiğim tariflerimi en sonunda yazma fırsatı bulduğum için mutluyum. Resimde gördüğünüz çorbayı tarif etmek gerekirse, tek kelimeyle harika... Sütlü kabak çorbasını ilk defa teyzem, ben doğumdan sonra eve geldiğim zaman yapmıştı. Bilenler bilir, emzirme döneminde bol miktarda sıvı tüketmek süt yapımı için çok önemlidir. Öncelik her zaman suda ama çorbalar da bir o kadar önemli. Ben aynı tarifi mantara uygulamış ve kremalı mantar çorbası yapmıştım. Kabak hiç aklıma gelmemişti, ta ki teyzem yapana kadar. Bol sütlü ve kabaklı bu çorba tarifi için buyrun aşağıya;
Malzemeler;
3 orta boy kabak
1/2 orta boy kuru soğan
1 lt. süt
1 y.k. tereyağı
2 yk. un
1 demet dereotu
Tuz
Hazırlanışı;
1. Kabaklar yıkanır ve rendenin kalın tarafıyla rendelenir.
2. Tencerede biraz zeytinyağında küp doğranan soğan ile kabaklar kavrulur.
3. Kavrulmuş karışım ayrı bir yere alınır.
4. Tencereye tereyağı ve un ilave edilerek un kokusunu kaybedene ve hafif rengi sarılaşana kadar kavrulur.
5. Azar azar ilave edilen süt ile karışımın krema kıvamına gelmesi sağlanır. Sütün tamamı tencereye boşaltılır.
6. Kabaklı karışım da tencereye alınır ve üzerine tuz ilave edilerek bir taşım kaynaması sağlanır.
7. Çorba kaynadıktan sonra altı kısılır ve ince doğranmış dereotu üstüne ilave edilerek kapağı kapalı 5 dk. dinlendirilir.
8. Servis yapmadan önce doğrayıcıda çekilerek pürüzsüz bir kıvam alması sağlanır.
Afiyet olsun...

Yeşil Mercimek Yemeği ve Hamilelikte Beslenme


ZEYTİNYAĞLI SEBZELER II - Pekmezli Pırasa

Malzemeler;

1 kg. pırasa
1 tane dolmalık kırmızı biber
1 soğan
3 diş sarımsak
1 kahve fincanı kalın bulgur
1 tatlı kaşığı pekmez
1/2 limon suyu
Zeytinyağı




Hazırlanışı;
1. Doğranmış soğan ve sarımsak tencerede önce az suda kısık ateşte kapağı kapalı yumuşatılır. Ardından az zeytinyağı eklenerek kavrulur.
2. 1 cm. kalınlığında şeritler halinde doğranmış pırasa ile küp kesilmiş kırmızı biber tencereye ilave dilir.
3. Yıkanmış bulgur ile limon suyu, pekmez, bir çimdik tuz ve üstünü geçmeyecek kadar su düdüklü tencereye eklenir ve 15 dk. pişirilir.

Afiyet olsun...

ZEYTİNYAĞLI SEBZELER - Bezelye, Kereviz, Patates

Ortak malzemenin soğan, sarımsak ve limon (kış aylarında portakal) olduğu benzer zeytinyağlı sebze yemekleri sıcak/soğuk her türlü yenilebildiği için benim mutfağımın başlıca kahramanları. Ne de olsa evdeki canavar pratik olmayı gerektiriyor. Marketlerde çalışan anneler için paketlenmiş hazır yemeklere mümkün olduğunca yüz vermemeyi tercih ediyorum.
Bu yemeği yapmak da oldukça basit:
1. Düdüklü tencerede soğan ve sarmısağı az yağda kavurun.
2. Üzerine küp doğranmış sebzeleri ekleyin.
Yarım limon suyu ve sebzenin miktarına göre üzerini geçmeyecek kadar az su ile düdüklü tencerede 15 dk. haşlayın.
*Limon yerine kullanılan portakal suyu, daha tatlı bir aroma sevenler için.
**Babane zeytinyağlılara kuru üzüm ekliyor, eskilerin bir bildiği var...
***Annem ise zeytinyağlı kerevizi ayvayla pişiriyor. Herkesin yöntemi ayrı, tatlar harika...

07 Eylül 2009

Emziren Anne Çayı

İnsan bazı şeylere ne kadar hazırlansa, okusa, sorup öğrense, hayalini kursa da ancak yaşadığı zaman o olayı gerçekten öğreniyor. Hamileliğim boyunca çok okumaya ve bebeğime hazırlıklı olmaya çalıştım. Aklıma gelen onlarca soruyu elimden geldiğince sordum, soruşturdum. Amerikan Hastanesi'nin açtığı doğum öncesi kursa bile eşimle katıldım da, sertifika! aldım. Şaka bir yana, aktarılanların ötesinde sizinle benzer duygular içinde olan diğer hamile anne adaylarıyla birlikte olmak keyifliydi. Bunun yanında kurs sırasında aktarılan bilgiler sayesinde bazı şeylerin değiştiğine annemle konuşunca karar verdik. Ben doğumumu orada yapmasam da, hastanede bizi bilgilendiren tüm ekibe gönülden teşekkürler...


Gelelim ilk başta söylemek için yola çıktığım konuya. Emzirme olayının neye benzediği hakkında hiçbir bilgisi olmayan ben, evdeki yastıkları bebek gibi tutup alıştırma yapmışım. Doğum olduktan bir süre sonra bebeğim yanıma gelince hop dedi hemşirenin iki kıvrak hareketle bebeğimi göğsüme yapıştırması ile onun gözleri kapalıyken minik ağzını açıp emmeye başlaması bir oldu. Ben daha olayın şokundayım ama sonradan fark ettim ki, herşey ne kadar doğal. Yani evdeki yastık egzersizleri filan palavra. Bebek kucağa gelince içgüdüsel olarak zaten onu en doğru şekilde tutuyorsunuz. Eve geldikten sonra da olaylar buna benzer şekilde akıyor. Akıyor diyorum çünkü hiç durup düşünmeye vakit olmuyor. Zaten bebeğin kendisi de sizi en rahat ettiği durumlara yönlendiriyor.


Emzirmek, bebeğinize verebileceğiniz en güzel hediye. Anne sütünün bebek için önemi tartışılmaz. Bu nedenle bebek ilk 6 ay, kilo alımı da doktor tarafından normal bulunuyorsa, sadece anne sütü ile beslenmeli. Bu arada emzirirken yediklerimize çok önem vermemiz gerekiyor. Düşük kalorili diyetler yok, her zaman yediğimiz ve içtiğimizin doğal olmasına özen göstermeliyiz. Bu dönemde meyvelerin kabuklarını soyarak yemekte de fayda varmış.
En önemli süt kaynağı, su. Ben gece gündüz sürekli su içtim ve gerçekten faydasını gördüm. Suyun yanı sıra aktardan aldığım kuru otlarla hazırladığım çay da rahatlamama yardımcı oldu. Gaz için rezene, süt için ısırgan otu, tat vermesi için de tarçın kabuğu. Rezeneden midir bilmiyorum ama bebeğimin bizi saatlerce ayakta tutacak gaz problemi hiç olmadı çok şükür. Tüm karşımı doğrayıcıda toz haline getirdikten sonra kaynar suyun içinde 10 dk. demliyorum. Hiç ısırgan otundan korkmayın, tarçın durumu iyi dengeliyor.

24 Ağustos 2009

EN GÜZEL HEDİYE

Sabırlı bekleyiş bitti ve meleğimiz geldi. 18 Haziran'dan beri gözlerimizi ayıramadığımız oğlumuz büyüdü de 2 aylık bile oldu. Hayatın anlamı bu olmalı diye düşünüyorum. Öncesi yokmuş gibi gözlerime gözlerini dikerek baktığında. Allah'ın kadınlara ne büyük bir lütfu anne olmak; dileyen herkesin duaları kabul olur inşallah.
İşte bu sarhoşluk içinde blog nedir unuttum ama bundan sonra yavaş yavaş adapte olmaya çalışacağım. Zira bebekli günler çok çabuk geçiyor, hele ilk zamanlar gece ile gündüz arasındaki farkı gün ışımasa anlamak imkansız gibiydi. Ama korkulacak hiç birşey yok; zaman gerçekten çabuk geçiyor. Onların sağlıklı ve mutlu olmaları da zorlukları aşmaya yardımcı. Herkese yeniden merhaba ve kısa zaman içinde tekrar görüşmek dileğiyle...